Doruk Madencilik işçileri hakları için Ankara’ya yürüyor

Doruk Madencilik’te çalışan yüzlerce işçi, yıllardır gasp edilen ücretlerini ve kıdem tazminatlarını geri almak için 13 Nisan Pazartesi günü Ankara’ya yürüyüş başlattı. Bağımsız Maden-İş’e üye olan işçiler, pazar günü Eskişehir’deki maden işletmesi önünde toplanarak geceyi orada geçirdi ve sabah saatlerinde yola çıktı. İşçiler yaklaşık 140 kilometre yürüyecekler.

Loading Tweet ...
Tweet not loading? See it directly on Twitter

Eskişehir’in Mihalıççık ilçesindeki Yunus Emre Termik Santrali’ni işleten Yıldızlar SSS Holding’e bağlı kömür madeninde ve santralde bir zamanlar 1.200’ün üzerinde işçi çalışıyordu. 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminin ardından darbeyle ilişkili olduğu iddiasıyla işletmeye el konuldu ve kayyım atandı. Uzun yıllar Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) bünyesinde yönetilen maden ve santral, Aralık 2022’de Yıldızlar SSS Holding’e devredildi. Bu süreçte yüzlerce işçi tazminatsız işten atıldı, zorla ücretsiz izine gönderildi ve işçi sayısı yaklaşık 300’e indi. Birikmiş ücretler ve kıdem tazminatları, işçilerden gasp edildi.

Bağımsız Maden-İş, yürüyüş öncesi madencilerin taleplerinin şunlar olduğunu açıkladı:

  • Aylarca ödenmeyen ücret alacaklarının derhal ödenmesi
  • Haksız biçimde işten çıkarılan işçilerin tazminatlarının eksiksiz verilmesi
  • Ücretsiz izin dayatmasının son bulması ve işçilerin rızası alınmadan işten uzaklaştırılmasının önlenmesi
  • İş Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) standartlarına uygun çalışma koşullarının sağlanması
  • Sendika üyeliği nedeniyle işten atılan işçilerin işe geri alınması
  • Madenin kamulaştırılması ve iş güvencesinin teminat altına alınması

Yürüyüş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin, müttefiki ABD’nin İran’a karşı emperyalist saldırı savaşının ortasında işçi sınıfını yargı yoluyla bastırma çabasını tırmandırdığı koşullarda başladı. Türkiye’de halkın yüzde 90’dan fazlası İran’a karşı savaşın haksız olduğunu düşünürken, Ankara İran’ın meşru müdafaa hakkını kınayan Riyad bildirisine imza attı. Bu ortamda, Bağımsız Maden-İş Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu, madencilerin Ankara yürüyüşünden kısa süre önce, 9 Nisan Perşembe günü tutuklanıp hapse atıldı.

Aksu, Muğla Akbelen’deki orman alanlarının ve tarım arazilerinin maden sahasına dönüştürülmesini protesto ettiği için tutuklanan Esra Işık’a desteğini açıkladığı için ifadeye çağrılmıştı. Mahkeme, gönüllü olarak ifade vermeye giden Aksu’nun madenci eylemine katılacağını belirtmesini “kaçma şüphesi”nin “kanıtı” olarak yorumlayarak tutuklama kararı verdi. Aksu İzmir’deki Polyak madenci grevinde de gözaltına alınmıştı. Bu karar, işçi sınıfının ifade özgürlüğü ve örgütleme hakkını kriminalize etmekte olduğuna işaret etmektedir.

Cumartesi günü, Aksu’nun tutuklanmasını protesto eden Bağımsız Maden-İş Hukuk Birimi Görevlisi Doğukan Akan da tutuklandı. Her iki tutuklamada da anayasal özgürlükler hiçe sayılmış, hukuk keyfi biçimde işletilmiştir. Ortada ne tutuklama gerekçesi olabilecek bir eylem ne de kaçma şüphesi vardır. İstanbul Barosu Aksu’nun tutuklanmasının ardından yaptığı açıklamada tutuklama tedbirinin, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına aykırı olduğunun altını çizdi.

Başaran Aksu’ya yönelik zulüm cezaevinde de devam etti. Aksu’nun avukatları, müvekkillerinin hapisteki ilk 48 saatte temiz içme suyuna erişemediğini, temel ihtiyaçlarından yoksun bırakıldığını ve ağır hijyen sorunlarıyla karşılaştığını duyurdu. Aksu ile Akan, pazar günü madencilerle dayanışmak ve cezaevi koşullarını protesto etmek için açlık grevine başladılar.

Aksu, örgütlenme koordinatörü olduğu Umut-Sen tarafından yayımlanan mektubunda şöyle yazdı:

Bugün ülkemizde ne yazık ki halka gerçekleri söylemek, halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmek ya da yanıltıcı bilgiyi yaymak kılıfına sokularak her türden hak mücadelesi bu tanımlamalarla kriminalize hale getirilmekte. Bu mücadeleler holdinglerin karları; rejimin ulvi çıkarlan doğrultusunda bastırılıp sessizleştirilmeye, korkutulmaya çalışılıyor. …

Tutuklanmamızı sağlayanlar Migros direnişinde üzdüklerimiz, Akbelen Alagöz direnişlerinde riyakarlıklarını ortaya döktüklerimiz, Polyak direnişiyle korkuttuklarımız ve … mücadelelerimizin holdinglerden sarı sendikalara, rejime, tüm egemen sınıflarda yarattığı üzüntünün bileşkesidir.

Aksu, Doruk madencilerinin yürüyüşünü kırma ve işçilere gözdağı verme amacının da tutuklanmasında rol oynadığını belirtiyordu.

Artan hayat pahalılığı ve eşitsizlik toplumsal öfkeyi patlama noktasına getirirken, hükümet buna demokratik haklara yönelik saldırıyı tırmandırarak yanıt veriyor. Polyak madencilerinin ve Migros depo işçilerinin grevleri, sendika bürokrasisinin kontrol altına alamadığı militan bir işçi hareketinin yaygınlaşma potansiyelini açık biçimde ortaya koymuştu.

Benzer bir baskı politikasının kurbanı olarak, mart ortasında tutuklanan Birleşik Tekstil, Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) Genel Başkanı Mehmet Türkmen’e yönelik iddianame geçtiğimiz günlerde hazırlandı. Savcılık; Türkmen hakkında 1 ila 3 yıl arası hapis cezası, sendika yöneticiliğinden men ve siyasi yasak talep ediyor. Türkmen’in “suçu”, Gaziantep’te işçilere yaptığı bir konuşmada kapitalist oligarşinin hakimiyetini ve yargının siyasi karakterini teşhir etmektir. Hem Türkmen hem de Aksu, bu tür açıklamalarından dolayı “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” gerekçesiyle tutuklandılar.

Hükümet ve şirket yanlısı sendikal aygıta muhalif bağımsız sendika liderlerinin nezdinde yargılanan bizzat sınıf mücadelesidir. Türkiye’de 1920’lerin başından itibaren işçi sınıfının grev ve örgütlenme hakları büyük baskı altındaydı. 1938’de çıkarılan “Cemiyetler Kanunu” ile sınıf esaslı örgütlenme tamamen yasaklanmıştı. İşçi sınıfının grev hakkı 1963’teki fiili Kavel greviyle kazanılırken bağımsız sendikal örgütlenme için de büyük mücadeleler verilecekti.

Şimdi Ankara Ortadoğu’da ve Karadeniz’de ABD ve NATO önderliğinde tırmanan emperyalist saldırganlığın ortasında savaşa hazırlanırken, işçi sınıfından gelecek muhalefete karşı önlem alıyor ve yargı kararları ile sınıf mücadelesini bastırmaya çalışıyor. Ne var ki sınıf mücadelesi, kararname ve yasaklarla ortadan kaldırılamaz; bu yüzden hükümet giderek daha otoriter yöntemlere başvuruyor ve son derece kısıtlı anayasayı bile ihlal ediyor.

İşçi sınıfı, uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs yaklaşırken savaşa, demokratik hakların çiğnenmesine, ücretlere ve sosyal haklara yönelik saldırılara, her işyerinde, madende ve mahallede bağımsız taban komitelerini inşa ederek yanıt vermelidir. Bu örgütlenmeler, Doruk madencilerini ve diğer işçi ve köylü mücadelelerini aktif olarak desteklemeyi ve uluslararası ölçekte sınıf kardeşleriyle bağlar kurmayı hedeflemelidir.

Sosyalist Eşitlik Partisi – Dördüncü Enternasyonal, tüm işçileri, işçi iktidarı uğruna mücadelenin ayrılmaz bir parçası olan demokratik hakları savunmak üzere aşağıdaki talepler uğruna mücadele etmeye çağırıyor:

  • Başaran Aksu, Doğukan Akan, Mehmet Türkmen ve Esra Işık başta olmak üzere tüm sınıf savaşı tutsakları ve siyasi mahpuslar serbest bırakılsın.
  • Ücretleri gasp eden, güvenli çalışma koşullarını ihlal eden ve işçi çıkaran işletmeler işçi denetiminde kamulaştırılsın.
  • Kaynaklar savaşa ve büyük şirketlere değil, acil sosyal ihtiyaçlara yönelik harcamalara aktarılsın.
  • ABD ve İsrail’in İran’a karşı savaşı, Lübnan’daki istila ve Gazze’deki soykırım derhal ve koşulsuz olarak durdurulsun.
  • ABD’nin Ortadoğu’daki tüm silahlı kuvvetleri geri çekilsin ve Türkiye’dekiler dahil emperyalist egemenliğin altyapısını oluşturan askeri üsler kapatılsın.
  • Temmuzda Ankara’da yapılacak NATO zirvesi iptal edilsin, Türkiye NATO’dan çıksın, NATO dağıtılsın ve militarizme ve savaşa harcanan tüm kaynaklar toplumun ihtiyaçları doğrultusunda yeniden tahsis edilsin.
  • İran’a ve diğer tüm ülkelere karşı uygulanan her türlü yaptırım ve ekonomik savaş sona erdirilsin.
  • Tüm savaş suçlularından hesap sorulsun.
Loading