Pazar günü New York Times (NYT) yayın kurulu, “Trump’ın Savaşı Amerika’yı Zayıflatıyor” başlıklı bir başyazı yayımladı. Bu açıklama, Amerikan emperyalizminin derin bir stratejik kriz yaşadığı bir anda kaleme alınmış programatik bir müdahaledir. Amacı; İran’a karşı yürütülen savaşın yeniden başlatılabileceği, yeniden düzenlenebileceği ve ABD egemen sınıfının temel hedefleriyle örtüşen bir sonuca ulaştırılabileceği siyasi koşulları —hem iç hem de uluslararası düzlemde— tanımlamaktır.
NYT, savaşın hedeflerine ulaşamamasının Amerikan küresel gücü açısından stratejik bir felaket olacağı varsayımından hareket etmektedir.
İran’a karşı savaş 28 Şubat’ta, Tahran’ın anlaşmaya varmaya yönelik gerçek bir irade gösterdiği aktif diplomatik müzakereler sürerken başlatıldı ve tam sonuçları ancak şimdi görünür olmaya başlayan bir dizi stratejik başarısızlığa yol açtı. Hürmüz Boğazı, ticari trafiğin büyük bölümüne kapalı kalmaya devam ediyor. Pazar günü Trump, Pakistan’daki görüşmelerin çöküşünü ve boğaza giriş çıkış yapan tüm gemilere pazartesi TSİ 17.00 itibarıyla abluka uygulanacağını ilan etti. Küresel petrol fiyatları varil başına 100 doları aştı.
NATO ittifak yapısı ciddi biçimde gerildi. Japonya, Güney Kore, Avustralya, Kanada ve Batı Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğu savaşı desteklemeyi ya da boğazın yeniden açılmasına katkıda bulunmayı reddettiler. Kritik silah sistemlerinin askeri stokları eridi; Pentagon’un kabul ettiğine göre stokları doldurmak yıllar alacak. İran, askeri harcamaları Amerikan askeri bütçesinin yüzde 1’ine tekabül etmesine karşın, tek bir coğrafi boğaz noktasının asimetrik kaldıraç gücüyle dünyanın en büyük ekonomisini stratejik felce uğratabileceğini kanıtladı. İslamabad müzakereleri 21 saatlik görüşmelerin ardından tıkanmış durumda.
Bu koşullar altında NYT, savaşın bir sonraki aşamasının başarısı için zorunlu gördüğü unsurları şöyle sıralıyor: iç meşruiyeti sağlamak için Kongre yetkilendirmesi; uluslararası konsensüs görüntüsünü yeniden kurmak için müttefik desteği; Hürmüz Boğazı için stratejik planlama ve İran’ın nükleer programını sona erdirmeye yönelik tutarlı hedefler.
New York Times bu krizde, Amerikan emperyal gücüne bağlılığı organik bir kimlik hâline getirmiş bir kurumun otoritesiyle konuşmaktadır. Bu gazete, Amerikan kamuoyunu 1 milyondan fazla insanın ölümüne yol açan bir saldırı savaşına hazırlamak amacıyla Irak’ın “kitle imha silahları”na ilişkin uydurma istihbarat bilgilerini kamuoyuna sunmuştur. NATO’nun Libya’yı yerle bir etmesini ve Suriye’deki rejim değişikliği operasyonlarını desteklemiştir. Yedi ülkede yüzlerce sivili öldüren insansız hava araçlarıyla suikast programının medyadaki başlıca meşrulaştırıcısı işlevini görmüştür; bu ölümlerin hiçbiri için hiçbir zaman hukuken hesap sorulmasını talep etmemiştir. Amerikan savaşlarını eleştirdiğinde bunu tam da şimdi yaptığı gibi, planlama ve uygulama başarısızlığı açısından eleştirmiştir. NYT, tarihi boyunca hiçbir zaman bir Amerikan saldırı savaşını kovuşturulması ya da tazminat ödenmesi gereken bir suç olarak nitelendirmemiştir.
NYT’nin stratejik perspektifini dile getirdiği Demokrat Parti, kurumsal açıdan en gelişmiş ve en ileri görüşlü haliyle, Amerikan emperyalizminin tarihi partisidir. Savaş sonrası Amerikan hegemonyasının mimarisi —Birleşmiş Milletler, Bretton Woods mali sistemi, askeri ittifaklar ağı, kolektif güvenlik doktrini— Demokrat Parti’nin himayesinde inşa edilmiştir. Bu yapı, baskın gücün sürdürülebilirliğini korumak için nasıl örgütlenmesi gerektiğine dair anlayışı yansıtmaktadır.
Demokrat başkanların yönetimleri Soğuk Savaş’ı başlatmış, Kore’yi ikiye bölmüş, Vietnam’da 3 milyon insanın katledildiği bir felaket yaratmış, Irak’ta yarım milyon çocuğu öldüren yaptırımları dayatmış ve otuz yıl boyunca rejim değişikliği savaşları için ideolojik bir bahane olarak insancıl müdahalecilik doktrinini geliştirmiştir. Amerikan emperyalizmini en ileri görüşlü ve kurumsal açıdan en kalıcı biçimiyle yönetmek, Demokrat Parti’nin birincil tarihsel işlevidir; NYT’nin mevcut krizde üstlendiği rol de budur.
Trump, yalnızca soykırım niyetinin ilanı olarak nitelendirilebilecek bir dille İran medeniyetini yok edip “İran’ı Taş Devri’ne geri döndürme” tehdidinde bulundu. Savaş Bakanı Pete Hegseth ise kamuoyu önünde “af yok, merhamet yok,” dedi. Bu, Cenevre Sözleşmeleri’nin açıkça yasakladığı, savaşanların teslim olmasını reddetme niyetinin doğrudan bir ifadesiydi; başka bir ifadeyle savaş suçu işleme ilanıydı.
Savaş, devletler arasında müzakerelerin yürütüldüğü ilkeleri tamamen çiğneyerek, aktif diplomatik görüşmeler sürerken başlatıldı. Barış görüşmeleri sırasında bir devlet liderinin suikasta kurban gitmesi, BM Şartı’nın 2(4). maddesi kapsamında bir ihlal oluşturmaktadır ve devlet liderinin kişisel dokunulmazlığına ve yabancı devlet müdahalesinden muafiyetine açıkça aykırıdır.
Tüm bu gerçeklere karşın NYT, “dikkatsizlik” sözcüğüne sığınmaktadır. Gazetenin okurlarına anlattığına göre Trump’ın savaşma biçimi, “titiz askeri planlama” yetersizliğiyle ve “içgüdüye ve kuruntulara” dayanmasıyla maluldür. İran medeniyetini yok etme tehditleri ise “sorumsuzluk” olarak nitelendirilmektedir.
NYT, Trump’ın icraatlarını cezai sorumluluk yerine yönetimsel başarısızlık olarak niteleyerek, inşa etmeye çalıştığı Cumhuriyetçi-Demokrat çift partili koalisyonun önünü açmaktadır. Trump’ın yaptıklarının suç teşkil ettiği kabul edilirse, bu onun ortak bir stratejik yapıya dahil edilmek yerine yargılanması gerektiği anlamına gelir ve bu durumda söz konusu koalisyon kurulamaz.
NYT’nin “İran rejimi hiçbir sempatiyi hak etmiyor” beyanı, bu savaşın insanlara ne yaptığı bağlamında ele alınmalıdır. Savaş, aktif müzakereler sürerken, Ali Hamaney’i kendi konutunda aile fertleriyle birlikte öldüren bir suikastla başladı. Kıdemli askeri komutanlar ve hükümet yetkilileri de aynı saldırılarda öldürüldü. Bu saldırılar eş zamanlı olarak sivil halk üzerinde toplu kayıplara yol açtı; güvenilir kaynaklara göre 100’den fazla çocuk bu saldırılarda öldürüldü. Hedef alınan yetkililerin eşleri ve aile fertleri —“rejim” ile tek bağları siyasi iktidar sahiplerine akrabalıktan ibaret olan insanlar— aynı saldırılarda can verdi.
NYT yayın kurulu tüm bu gerçekliğe bakıp okurlarına rejimin hiçbir sempatiyi hak etmediğini söylüyor. Eğer İran benzer bir önleyici saldırıyı Washington’a yapmış olsaydı —aktif müzakereler sırasında başkanı, yetkililerini ve aile fertlerini öldürmüş, üstelik 100’den fazla Amerikan çocuğunu katletmiş olsaydı— NYT ve tüm siyaset kurumu, 11 Eylül’e verilen tepkiyi gölgede bırakacak bir öfkeyle yanıt verirdi. Hesap sorulması talebi hiçbir koşula bağlı olmaksızın yükselirdi.
Ölen İranlılar bunlardan hiçbirini alamıyor. Aralarındaki çocuklar yok sayılıyor. Suikasta kurban gidenlerin eşleri hiçbir ahlaki kaygıya konu olmuyor. “Sempati yok” ifadesi onları, yayın kurulunun okurlarını savaşı değerlendirmeye davet ettiği ahlaki evrenin dışına çıkarıyor; bu evren, İranlıların canlarının Amerikalıların canlarından kategorik olarak farklı bir varoluş düzeyi oluşturduğu, dolayısıyla bu canları alanlar için hesap verme yükümlülüğü doğurmadığı bir evrendir. Bu durum, yayın kurulunun siyasetine ilişkin arızi bir ayrıntı değildir. Bu, onun ahlaki temelidir; İkinci Aşama’nın Birinci Aşama’yı karakterize eden, İranlıların hayatlarına yönelik kayıtsızlıkla örgütlenip yürütülebilmesini güvence altına almak için tasarlanmıştır.
Başyazının siyasi amacını en isabetli biçimde açığa çıkaran cümle şudur: “Ayrıca, Bay Trump’ı eleştirenler de dahil olmak üzere, hiçbir Amerikalının bu ülkenin başarısız olmasını dilemesi doğru değildir.”
“Bu ülke” ifadesi ile bu savaşın her türlü bedelini ödeyen Amerikan işçi sınıfı kastedilmemektedir. “Bu ülke” ifadesi, Amerikan emperyalist devletine ve o devletin küresel egemenliğini sürdürmek için var olduğu kapitalist güç sistemine atıfta bulunmaktadır. “Başarısız olmak” ise egemenliğini savunma konusundaki temel hakkını kullanan bir ulus karşısında stratejik yenilgiye uğramak demektir.
Bu cümle özellikle “Bay Trump’ı eleştirenler”e yöneliktir ve siyasi içeriği açıktır: İran’ın direnme hakkını tanıyan, savaşın derhal sona erdirilmesini ve bölgedeki tüm ABD askeri kuvvetlerinin çekilmesini talep eden, analizini Amerikan ulusal çıkarları çerçevesine tabi kılmayı reddeden ve Amerika’nın bu suç niteliğindeki askerî harekâtının yenilgisini memnuniyetle karşılayan gerçek bir muhalefet, hoş görülebilir siyasi söylemin sınırlarının dışında kalmaktadır.
Hoş verilebilir muhalefet, Trump’ın yöntemlerini eleştirmek ve NYT’nin inşa etmekte olduğu çift partili, savaş yanlısı koalisyonu desteklemekle sınırlı kalmak zorundadır. Söz konusu uyarı, bu savaşı bir suç olarak niteleyen ve savaşa karşı mücadeleyi onu doğuran kapitalist sisteme karşı mücadeleyle ilişkilendiren muhalefeti hedef almaktadır.
Trump’ın “Kongre’yi devreye sokması ve Amerika’nın müttefiklerinden yardım istemesi” çağrısı, Demokrat Parti liderliğine oynaması beklenen role ilişkin bir sinyaldir. Kongre’nin onayı, Demokrat Parti’nin bu savaşa resmen ortak olması, Trump’ın tek taraflı hamlesinin mahrum bıraktığı iç siyasi meşruiyeti savaşa kazandırması ve şu anda Trump’ın siyasi yükümlülüğü olan durumu, her iki partinin de desteklediği ortak bir ulusal taahhüde dönüştürmesi anlamına gelir. Müttefik desteği ise NATO ilişkisinin özellikle İkinci Aşama için yeniden kurulması demektir: gerekirse Hürmüz Boğazı’nı zorla yeniden açmak ve birleşik bir Batı cephesi oluşturmak.
NYT’nin başyazısı, Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri (DSA) ile Demokrat Parti’ye yönelmiş her sahte sol örgütü ve eğilimi teşhir etmektedir.
DSA’nın ve onunla ilişkili önde gelen siyasi figürlerin —Senatör Bernie Sanders, Temsilci Alexandria Ocasio-Cortez ve New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani gibi isimlerin— başlıca siyasi işlevi, Amerikan emperyalizmine karşı gerçek sosyalist ve işçi sınıfı muhalefetini sistematik olarak önlemektir.
Onlar, savaş ve eşitsizlik nedeniyle radikalleşen işçilerin ve gençlerin enerjisini Demokrat Parti çerçevesine geri kanalize ederek, bu radikalleşmenin hiçbir zaman egemen sınıftan örgütsel ve siyasi bağımsızlık noktasına ulaşmamasını sağlama işlevini yerine getirirler. Bu başyazının çizdiği sınırların sol içinde hayata geçirildiği mekanizma bunlardır. Trump’ın tarzına karşı muhalefetin, onun yönetiminin hizmet ettiği emperyalist ve kapitalist çıkarlara karşı muhalefete dönüşmemesinin güvencesidirler.
Sanders, İran’a karşı şu an kullanılan silahları finanse eden her askeri ödenek tasarısının lehine oy kullandı. Onun iç politika programı, hiçbir zaman Amerikan küresel egemenliğinin mali mimarisine ciddi bir meydan okuma boyutuna ulaşmadı. Ocasio-Cortez’in siyasi seyri, radikal söylem ile partinin emperyalist pratiği arasındaki her belirleyici çatışmada söylemin geri çekildiğini ortaya koydu. DSA’lı New York Belediye Başkanı Mamdani ise faşist başkanla “ortaklık” geliştirmek amacıyla Beyaz Saray’da Trump’la iki kez bir araya geldi. İkinci ziyareti saldırının başlamasından üç gün önceydi.
NYT, “Bay Trump’ı eleştirenleri” Amerika’nın başarısızlığına destek vermemeleri konusunda uyarırken, adı geçen şahsiyetlerin her önceki karar anında Demokrat Parti’nin emperyalist taahhütlerine nasıl ayak uydurduğunu gözlemlemiş bir kurumun güveniyle hareket etmektedir. DSA’nın siyaseti, iç tartışmayla düzeltilebilecek taktiksel bir hatayı değil, bu örgütün emperyalizmin siyasi suç ortağı olarak oynadığı vazgeçilmez rolü yansıtmaktadır.
Bu başyazının en derin anlamıyla temsil ettiği şey, Amerikan egemen sınıfının siyasi açıdan en gelişkin kesiminin savaş sonrası dönemde eşi görülmedik bir stratejik krize verdiği yanıttır. Altı hafta içinde Amerikan emperyalizmi, büyük ve öngörülmedik bir askeri ve stratejik başarısızlıkla yüz yüze geldi. Askeri hedeflerine ulaşamamasından bile daha önemli olan şey, siyasi ve ahlaki itibarına vurulan yıkıcı darbedir. Amerika Birleşik Devletleri, dünya genelinde milyarlarca insan tarafından artık sabıkalı bir güç olarak görülmektedir. ABD başkanının İran’ı yok etme tehdidi hiçbir zaman unutulmayacaktır.
Ne var ki ABD’nin politikaları ahlaki değerlendirmelerle belirlenmez. NYT şunu kavramaktadır: İran’ın zafer kazandığı algısına izin verilemez; Hürmüz Boğazı İran’ın etkin denetiminde kalamaz; Amerika’nın stratejik başarısızlığının ortaya konması, diğer tüm güçlerin Washington’la ilişkilerini ayarlarken kullandıkları kalıcı bir referans noktası haline gelmemelidir. İşte bu başyazı, daha yetkin ve kurumsal temellere dayanan bir yönetim anlayışıyla yürütülecek İkinci Aşama’ya zemin hazırlamayı amaçlamaktadır.
Burjuvazi savaşın bir sonraki aşamasına hazırlanırken, işçi sınıfı da kendi yanıtını bilinçli olarak hazırlamak zorundadır. Egemen sınıf yeniden tırmanma için örgütleniyor. İşçi sınıfı devrimci muhalefet için örgütlenmelidir.
Savaşa karşı mücadele, işçi sınıfının egemen sınıfın tüm parti ve kurumlarından tam siyasi bağımsızlığını gerektirmektedir. Bu, Cumhuriyetçiler gibi Demokrat Parti ile de kesin bir kopuşu ifade eder; zira bu parti de Amerikan emperyalizminin çıkarlarını temsil etmektedir. Savaş karşıtı bir hareketin gelişimi, ABD’de ve uluslararası ölçekte işçilerin savaşın kaynağı olan kapitalist sisteme karşı bağımsız seferberliği temelinde mümkündür ancak. Bu bağımsızlık —örgütsel, siyasi ve ideolojik— soyut bir ilke değildir. Şu anki krizin son derece büyük tarihsel aciliyetle ortaya koyduğu somut siyasi görevdir.
Gereken şey, emperyalizme karşı koyabilecek bir siyasi hareketin inşasıdır; bu muhalefet onun kurumlarının çerçevesi içinden değil, gerçek muhalefeti önleme ve bastırma işlevi gören kişilerin önderliğinde değil, işçi sınıfının bağımsız tarihsel çıkarları ve mevcut krizde yalnızca bu çıkarlarla örtüşen sosyalist program temelinde yükselmek zorundadır.
Sosyalist Eşitlik Partisi’nin çalışmalarına yol gösteren perspektif budur. Bu perspektifle hemfikir olan tüm işçileri ve gençleri Sosyalist Eşitlik Partisi ile iletişime geçmeye ve partiye katılmaya çağırıyoruz.
